Sivas'ta oda açma, sıra gezme ve herfene | Sivas.im : Sivas Gezi Rehberi


Mis Döner neden kapandı?

Sivas Düğün Fotoğrafçısı açıldı

Sivas Termal Fiyatları

Sivas’ta ucuz oteller ve fiyatları

Sivas’ta oda açma, sıra gezme ve herfene

Gezi 08 Ekim 2012
124 views

Sivas’ta, orta ve daha ileri yaştaki erkeklerin sürdürmüş oldukları ve şehrin sosyal hayatında önemli yeri olan bir gelenek oda açma idi. Sosyal dayanışmaya, eğitim ve kültürel gelişmeye büyük katkı sağlamış olan bu gelenek 1940’lı yıllara kadar sürdü. Her mahallede varlıklı bir ya da bir kaç kişinin evinde oda açılır, her isteyen odalara devam ederdi. Oda açma, güzün başlar, ilkbahara kadar sürerdi.

Kış ve soğuk günlerde, evin misafir odasının sobası, akşamdan önce yakılır, oda ısıtılırdı. Bu nedenle oda açmaya oda yakma da denilirdi. Cuma günü tatilken perşembe akşamları yemekten sonra toplanılırdı. Pazar gününün resmi tatil olmasıyla, odalar cumartesi akşamları açılmaya başladı. Buralarda, gençler büyüklerin konuşmasından yararlanır, usûl, erkân öğrenirlerdi. Bilgi ve görgülerini arttıran ve kültürel gelişme sağlayan bu odalar, dostluğun, sohbetin, komşuluk ve hemşehriliğin yanında; müzik, sanat ve bir edebiyat mektebi gibiydi.

Oda açılan evlerde, kışın uzun gecelerinde birçok kitaplar okunurdu. Divanlar, cenk kitapları, Bat-talnameler, dinî kitaplar, siyer, Kara Davut, Mızraklı ilmihal, Ahmediye, Muhammediye, tarih kitapları, peygamberler tarihi, Envarü’l-Âşıkîn, âşıkların divanları, halk şairlerinin şiirleri okunur, milli konular, savaş ve askerlik hatıraları, kahramanlık hikâyeleri anlatılırdı.

Sesi güzel olanlar, arzu edilirse türkü söyleyebilirlerdi.  Bu odalar, birer sosyal yardım merkezi gibiydi. Mahalledeki komşulardan, durumu iyi olmayanlara yapılacak yardımlar da burada karara bağlanır, onları rencide etmeyecek şekilde yardımlar ulaştırılırdı.

Sözü geçen biri, yardım edilecek ev için örneğin, bir araba odun, bir külek yağ, biri-iki kelle şekeri (Eskiden şekerler blok şeklinde olur, keserle kırılır ve kelle şeker adı verilirdi. ) varlıklı kimselerden ihtiyaç sahiplerine göndermelerini isterler, hatta o evin bütün ihtiyacı alınarak ev görülmüş olurdu.

(Ev görme: Evin ihtiyaçlarının temin edilmesi) Odalarda, ikram olarak acı kahve sunulur ve bir gün önceden kaynatılır ve durulan kahve başka bir güğüme boşaltılarak hazırlanırdı. Servis yapılacağı zaman tekrar ısıtılır ve fincanlara konularak dağıtılırdı.

Gençler ve hizmetkârlar kahve güğümünü ve fincanlarını alarak servise yardımcı olurlardı. Çok zengin olanlar kış yemişi, meyve, sonraları da çayın yanında katmer, börek de ikram ettirirlerdi. Bir saat kadar ara ile sunulan kahvenin, konukların gitmesine yakın olarak ikram edilenine, latife olarak kalk git kahvesi denilmişti.

Sonraları çay da ikram edilmeye başlanmıştı. Tütün içenler için, ortada duran ve takatuka denilen tahtadan ve 15X15 cm. boyutlarında kare biçiminde bir kutu bulunurdu ki tütün çubukları buna dayanır ve küller de takatukaya silkelenirdi.

Ramazanlarda oda açanların, iftar yemekleri vermeleri de o günlerin geleneklerindendi.  Ramazanlarda teravi namazı da konuklarla kılınırdı.  1935-40’lı yıllarda, Sivas il merkezinde şu mahalleler ve şu şahısların evlerinde oda açılırdı:

Camii Kebir (Ulu cami) Mahallesi’nde: Zencirciler-Sağıroğulları’nın Muhiddin Efendi, Attar Sabri Hafız, Arif Efendi, Yağlıcı Bekir’in babası Ömer Efendi, Sıtkı Efendi ve Ahipaşazade Halit Bey’in evlerinde oda açılırdı.

Gökmedrese Mahallesi’nde: Karslı Sürekçi Hacı İsmail Ağa Konağı’nda (Karslıların Konağı/Akaylar Konağı -Kültür Bakanlığı’nca müze ev olarak kamulaştırılmış olan konak-), Rüştü Bey ve Şamil Çini oda açarlardı. 1910’lu yıllarda Mütevelliler’den Sabri Bey’in de bu mahallede oda açtığı bilinmekteydi.

Eğri Köşe’de: Dellaloğlu’nun babası Efo (Efendi) Emmi, Kayserikapı Mahallesi’nde: Evliya Efendi, Kazancılar Mahallesi’nde: İrfan Beyler,

Kömürlüoğlu Sokağı’nda: Emekli Yüzbaşı Osman Efendi, Arap Şeyh Mahallesi’nde: Hacı Bekir Ağa ( Aile Üçer soyadını aldı), Hacı Veli (Yiğitler) Mahallesi’nde: Fertellizade Derviş Efendi, Veled Bey (Kale-i Atik) Mahallesi’nde: Gökseyitoğulları, Çeküç’te: Gücük-ibrahim Ağa, Vişneli Cami yanında: Şekeroğlu Ali Bey,

Pulur Mahallesi’nde: Çircioğlu Bekir Efendi,

Çayırağzı Mahallesi’nde: Seyfettin Efendi,

Kale Boynu’nda: Karslı İmdat Efendi, Bengiler (Sularbaşı) Mahallesi’nde: Attar Hamdi Efendi,

Çiçekli Mahallesi’nde: Bekir Çiçekli Efendi, Purutçuzade Ali Efendi, Bacanakzade Hamdi Efendi, Cemcem Mehmet Efendi ve adlarını bilemediğimiz daha nice insanlar, oda açarak bu geleneği yıllarca sürdürdüler. 1  Sivas’ın ilçelerinde de oda açma geleneği vardı.

Yakın zamana kadar, Divriği’de de mahallenin varlıklı kimseleri, yaz-kış selamlıktaki odalardan birini misafir odası olarak döşetirdi. Daha çok kışın akşam yemeğinden sonra, uzun gecelerde, odalara gidilir, burada sohbet edilirdi. Yöresel olarak bu geleneğe oda işletme denilirdi. Oda işletenler, ramazanlarda özel imam davet ederek, onların ihtiyaçlarını görür, camide ya da evde teravih namazı kılınırdı.

Günümüzde ne odalar, ne de oda işletenler kaldı. 2  Sivas’ın köylerinde oda açmak/oda yakmak, mali durumu iyi olanların, sırf dışarıdan gelecek garipleri, yolcuları misafir etmek, onları konaklatmak için özel oda açmalarına denilirdi. Cömertlik yarışına girenler, hanedan kimseler, yüzyılların ötesinden sürüp gelen bu gelenek çizgisini, babadan oğula sürdürürlerdi. Bu misafir odalarının kökeni ahiliği kadar dayanır ki Anadolu’da bir baştan bir başa uzanan Ahi zaviyeleri günümüzdeki misafir odalarının ilk örnekleri idi.

Misafir odaları birer renk cümbüşü idi. Halı yastıklar, kilimler, el dokuma yatak örtüleri, seccadeler, yüksek bir zevkin ve sanatın örneği olarak nakış nakış önünüze serilirdi. Kapının iki adım ilerisinde sağlı sollu iki ahşap direk bulunur ve bunlara selam direği denilirdi. Misafir odalarının tavanları ahşap el işçiliğinin nefis örnekleriyle süslü olurdu. Dipte kahve ocağı yer alır, pencere altında çırakman bulunurdu.

Eskiden çıra ile aydınlanan evlerin çıraları veya idare lambaları buralara konulduğu için bu adla adlandırılmıştı. Bu odalarda iki bölüm bulunur; mahatların/sedirlerin yer aldığı ve büyüklerin oturduğu kısım ile, mum seki (nim seki) adı verilen ve gençlerin, çocukların oturduğu bölümdü.

Mum sekiler zarif direklerle asıl odadan ayrılırdı. Küçükler büyüklerin sözlerine karışmazlar, “Söz büyüğün” geleneği daima geçerli olurdu. Bu odalar, kitapların okunduğu, sohbetlerin yapıldığı, sıra türkülerinin söylendiği, ilahilerin okunduğu birer kültür merkezi idi.

Köyde bir cenaze olursa bu odalarda bir hafta, on gün ölü sahipleri ağırlanır, teselli edilirdi. Bütün sevinçli ve acılı günlerde bu köy odalarında dayanışma örnekleri sergilenirdi.

3  Şarkışla yörelerinde çok şair ve âşık çıkmasının nedenini de bu odalara bağlamak mümkündür. Birçok ünlü halk şairi kendilerini köy odalarında yetiştirdikten sonra, dışarıya açılmış ve meşhur olmuşlardı. Bunların arasında seslerini duyurma fırsatı bulamayan daha niceleri bu odalarda saz çalmış, türküler söylemiş, destanlar düzmüşlerdi. Kış boyunca odalardaki faaliyetlerin biri sıra türküleri idi.

Herkes sıra ile bir türkü söylerdi, kimse muaf olmazdı. Önce söylenen türküyü sonra bir başkası söyleyemezdi. Türkü söylemeyene ceza verilirdi. Mesela bir koyun keserdi. Cezanın miktarı hakem kurulunun insafına kalmıştı, itiraz ederse odaya alınmazdı.

Odalarda, usta malı satanlar, irticalen söyleyenler, halk sairleri, meselciler, hatipler, hikâyeciler, oyun çıkararak seyirciyi güldüren ve güldürürken düşündüren şaklabanlar, atışmacılar, saz ve söz ustaları, taşlamacılar, semahçılar faaliyetlerini sergilerler, odalarda halaylar davulsuz zurnasız çekilirdi.

Odada, küçük çapta, güreşler yapılır, çayırda ise odalar arası at yarışları düzenlenirdi.  Oda yemekleri de şu gruplarda toplanabilirdi:  Ölü aşı: Acıyı paylaşmak, cenaze sahibinin yemek işiyle uğraşmaması için komşuların verdiği yemek,

Düğün yemeği: Düğüne başka köylerden gelenler odalarda misafir edilir, yemekleri düğün evinden gelirdi,

Sıra yemeği: Sıra usulü ile her evin ayrı yaptığı yemek, Suç yemeği: Odalarda ve topluluk içinde suç işleyen ya da hakaret edene verilen bir tür ceza yemeği,

Herfene: Buna karar verilince odadaki kişiler sayılır, adları küçük bir kâğıda yazılır, arkasından da kur’a çekilirdi. Kime hangi yemek isabet etmişse, ertesi gün o yemeği yaptırıp odaya getirir ve oturup birlikte yenirdi. 4  O günlerin hasretini çeken ve bir zamanlar oda sahiplerinden olan Savcunlu Noksani, bir şiirinde şöyle seslenmişti:

Hani n’ettin, n’oldu bunca cemaat ? Her gün sende ederlerdi ibadet Ayrılığa acep kimde kabahat? Suçun sahibini bildin mi oda?  Nerde kaldı gelip giden konuklar? Acep var mı o günlere tanıklar? Senin için ağlar bağrı yanıklar Onlardan bir haber aldın mı oda?  Yedirdin içirdin muradın aldın Dört bir yana cömertlikle ün saldın Elli-altmış sene doldun boşaldın Daha ondan sonra doldun mu oda?

Noksanî gönülsüz seni terk eder Mehil mahzun olup, bırakıp gider Kim bilir ki sonra ahbaplar ne der? Tekrar sahibini buldun mu oda?  Sıra gezme ve Herfene Şehirlerimize göre benzer veya farklı adlarla anılan akşam gezmeleri, türkülü ve oyunlu eğlencelerin, medyada en fazla öne çıkarıldığı için başta Urfa’nın sıra gecesi olmak üzere, Diyarbakır’ın eyvan gecesi, Çankırı’nın da yaren gecesi/sohbetleri gibi adlarla anılan toplantıların halk kültürümüzde önemli yerleri vardır.

Sivas’taki adı sıra gezmesi olan bu eğlenceli toplantılar, elli yıl öncesine kadar yapılırdı ki bugün neredeyse adı bile unutulmuştur.  Orta yaşın altı ve genç erkeklerin haftalık toplantıları olan sıra gezme ve herfene5 genellikle yemekli olurdu. Erkekler ve kadınlar ayrı Herfene yaparlardı. Daha önceden kararlaştırıldığı gibi, herkes kendine düşen bir yemeği yaptırarak getirirdi.

Herfene Zara yöresinde ferfene gibi de söylenirdi.  Sıra düğünden de neşeli geçerdi. Birbirini seven sayan belli kişilerin samimi toplantısı olduğundan külfet olarak kabul edilmez, yenilir, içilir, gülünür, eğlenilir, sabaha kadar hoşça vakit geçirilirdi.

Katılanlar, yemeği gittikleri evde yerler, bir ziyafet havasında geçen bu toplantıda, ev sahibi kızarmış kaz ya da hindi, pilav, börek v. b. gibi yemekler hazırlardı. Büyük bir neşe içinde yenen yemekten sonra tel helvası çekilir, oyunlar oynanırdı.

Sekiz yaşından büyük çocuklar da erkeklerin toplantılara katılırlardı. Erkeklerin yemekli sıra gezmeleri olduğu gün, kadınlar da kendi aralarında sıra gezme yaparlardı ki her hanım, daha önceden kararlaştırdıkları yemeği yapar ve gittikleri eve götürürlerdi. Herkesin bir yiyecek getirerek yapılan bu eğlencelere herfene denirdi.

Kadınlar da kendi aralarında neşe içinde birlikte yemek yerler, geç vakitlere kadar oyun oynarlar, masallar anlatır, mani ve türküler söyler, halaylar çekerlerdi ki Vehbi Cem Aşkun (1909-1979) hanımlar herfenesinin çok mutantan (tantanalı) olduğunu belirterek, erkeklerin sıra gezmesi için de şu bilgileri vermişti:  “Erkekler, kalabalık ise her gün bir evde toplanırlar, akşam yemeğini orda yerler, kaz, hindi kesilir ve tam manasıyla bir ziyafettir. Yemekten sonra ekseri yüzük oynanır, zaten eskinin baş oyunu yüzüktür. Herfenenin kendine mahsus demeleri vardır:

Hele sen işini bitirdin Geçtin köşeye oturdun Ahbapların keyfini yetirdin Sevdiğim bir of Bu geceki demler senindir  Bu son sözden sonra içlerinden sıra kiminse “benimdir” diye bağırır ve yine türküye devam edilir.  Attarlarda olur tebeşir Aklını başına döşür Kahveyi ağırca pişir Sevdiğim of Yarın da demler senindir Aman aman gelecek sohbet bizimdir.  Kazancılar döver kazan İçimizde yoktur kızan Sen Türk’sün git para kazan Yarın da demler sizindir Aman aman, gelecek sohbet bizimdir.

Hacı Hacı, canım hacı Başındadır altın tacı Önü tatlı sonu acı Sevdiğim bir of Yarın da demler senindir Aman aman, gelecek sohbet bizimdir.  Bu şekilde uzayıp giden sözlerin her bir parçası bir adama söylenir. Bu toplantılar kış bitene kadar sürer. Her toplantıda değilse bile on beş günde bir helva çekilir. Onun da muhtelif türküleri vardır, ancak unutulmuş olduğu için derleyemedik; “Unuttuk gitti” diyorlar.

Bizim çocukluğumuzda bu adetler son günlerini yaşıyordu.6  Abdulkadir Sarısözen (1896-1973) “Eski Sıra Gezmeleri Nasıl Olurdu?” makalesinde anılarını şöyle anlatmıştı:  “Çocukluğumuzun en neşeli anlarını, büyüklerimizin tertiplediği “sıra gezme” toplantılarında yaşardık. Bir hafta ağabeyimizin yüzüne güler, şaklabanlıklar yapar, sıraya beraber gitmenin çaresine bakardık. Yemek listesi önceden erkekler tarafından tespit edilse de ne gezer, bu tesirsiz bir karardır.

Hanımların işine karışamazlar. Sen salla başını, ben bilirim işimi! Üç beş kap yemekle alemin huzuruna çıkılır mı? Ad var, san var. Sivas hanımlarına bu hususta söz geçiren babayiğit görmedim. Bildiklerimi, gördüklerimi sayacağım: Tarhana çorbası, yumurtalı ıspanak (ıspanak mıhlaması), pehli, baklava, yaprak sarması, kızartma köftesi, yavan dolma, hindi dolması, yanında elma kompostosu veya ayran, elmasiye, suböreği, etli patates, muhallebi veya sütlaç, tepsi böreği, karaş (Sivas’a has bir tadı olup, karamuk meyvelerinin tazesi ve kurusundan yapılır) bamya, pilav, çir (kaysı kurusu) hoşafı. Bu yemekleri sıra ile verilmesi de marifetti; bir tuzlu, bir sebze, bir tatlı ‘sıra takip edecek.

Yemeklerden sonra sade kahveler içilir, şakalar, latifeler yapılır, yüzük oyunu oynanır, orta oyunu, sürprizli hikâyeler, dilsiz oyunları, harf konuşmaları, armut silkelemeleri, sıra türküleri ve kapı satın almalar yemek sonrasının eğlenceleriydi.”7  Sıra gezmesi yemekli olmayacaksa, akşam yemeğinden sonra toplanılır, bir evde iki erkek sıra gezmesine katılıyorsa o eve sıra iki defa gelirdi.

Tel helvası çekilir, mevsim meyveleri, kuru yemiş, patatesli (fırında yapılan bir çeşit yiyecek), çörek, katmer, börek, peynir, pastırma ve sucuk gibi yiyecekler ikram edilirdi. Mevsim bahara doğru ise, karın içine pekmez katılarak kar helvası yapılabilirdi.

Sıra, kur’a ile belirlenir ya da isteyene göre de olurdu. İlk toplantıda yazılı tüzük yapılır, başkan, muhasip ve veznedar belirlenir, uymayanlar, argo konuşanlar, oyunda cezalı olanlar ve tekerleme söyleyemeyenler, para cezasını peşin öderlerdi.

Bu paralar sıra gezmelerin sonunda genellikle hep birlikte yapılan bir eğlence için harcanırdı. Oda açmadaki gibi, katılanların arzularına göre; cenk kitapları, dinî ve tarihi eserler okunur, daha sonra oyunlar oynanırdı. Bu oyunların başlıcaları, türküsü söylenerek oynanan yüzük oyunu, fincan oyunu, ceviz oyunu ve tekerleme (yanıltmaca) söyleme idi.

Türk halkının en büyük özelliklerinden ve hayat tarzının önemli unsurlarından olan komşuluğun, misafirperverliğin ve sosyal dayanışmanın bütün canlılığı ile sürdürülmüş olduğu bu odalar birer müzik, sanat ve bir edebiyat okulu gibiydi. Buralar âdeta bir kültür merkezi olarak gelişme sağlamış, gençler büyüklerin konuşmasından yararlanmış, usul, erkân öğrenmiş, bilgi ve görgülerini artırmıştı. Odalarda, yüzyıllardır, fıkra, halk hikâyesi, masal, mani, türkü ve oyunlarla, âşık ve saz şairleri ile yöresel folklorumuz beslenmiş, millî kültürümüz zenginleşmiştir.

NOTLAR 1 Hilmi Atacan’dan (1914 -2000), 1983 yılında alınmış olan bilgi. 2 Müjgân ÜÇER-Fatma PEKŞEN, Divriği’de Mutfak Kültürü, Sivas Hizmet Vakfı Yayını, Ankara, 2001, s. 193. 3 Ali Şahin CANOZAN, Sivas Köylerinde Misafir Odaları Üstüne Bir Sohbet, Revak 92, Sivas, 1992, s.46-48. 4 Emin KUZUCULAR, Şarkışla’nın Akçakışla Bucağındaki Köy Odaları ve Kültürümüze Hizmetleri, Türk Folkloru, (Eylül 1982), S.38, İstanbul, s.21-24. 5 Sivas’ın bazı yörelerinde ve Gemerek ilçesinde ferfene gibi de söylenmektedir. Ferfene ve Herfene ile ilgili olarak; T. D. K. Derleme Sözlüğü’nde şu bilgiler bulunmaktadır: Ferfene: (Felfele, Falfana, Ferfene, Ferfere) Ortaklaşa yapılan yemekli, içkili toplantı. Dinar/Afyon, Çal/Denizli, İstanbul, Kastamonu, Çankırı, Kızılcahamam/Ankara, Bor/Niğde, Karaman, Boyabat/Samsun, Amasya, Zile- Erbaa/Tokat, Afşin/Maraş, Sivas. (C: V., s. 1845) Herfene: Ortaklaşa getirilen malzeme ile yapılan yemek ve eğlence. Uluborlu/İsparta, Gümüşhane, Erzurum, Erzincan, Pınarbaşı/Kayseri, Sivas. (C: VUI. s. 2344) Harfana: Arkadaşların aralarında para toplayarak yaptıkları eğlence. (C: VIII., s: 2288) 6 Vehbi Cem AŞKUN, Sivas Folkloru, Sivas, 1941, s. 130-132. 7 Abdülkadir SARISÖZEN, Eski Sıra Gezmeleri Nasıl Olurdu? Ülke Gazetesi, 7 Şubat, 1954, s: 2919. (Abdülkadir Sarısözen; Muzaffer Sarısözen’in ağabeyidir, valilik yapmış olup, Sivas folkloru konusunda özgün araştırmaları bulunmaktadır. )

Sivas kent meydanı ve 4 Eylül Kongre Binası

En çok bunlar arandı

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İlginizi Çekebilir
Sızır Şelalesi nerede, Nasıl gidilir?

Sızır Şelalesi nerede, Nasıl gidilir?

29 Haziran 2016
5.366 views
Sivas Sıcak Çermik Kaplıcaları

Sivas Sıcak Çermik Kaplıcaları

07 Haziran 2016
7.742 views
Gürün Gökpınar Gölü

Gürün Gökpınar Gölü

04 Mayıs 2016
1.697 views
Sivas Termal ve Yaşam Merkezi

Sivas Termal ve Yaşam Merkezi

20 Nisan 2016
3.768 views
Sivas’ta gezip görülecek 15 yer

Sivas’ta gezip görülecek 15 yer

28 Kasım 2015
13.810 views
Sivas otelleri; Sivasotel.com’da.

Sivas otelleri; Sivasotel.com’da.

15 Kasım 2015
652 views
Bunlar da var!
Sızır Şelalesi’ne nasıl gidilir?

Sızır Şelalesi’ne nasıl gidilir?

01 Haziran 2012
11.152 views
Gençlik Treni Sivas Fotoğrafları

Gençlik Treni Sivas Fotoğrafları

07 Temmuz 2012
38 views
Yukarı Tekke’de yatan HAN

Yukarı Tekke’de yatan HAN

19 Mart 2011
439 views
Sivas’ta neler alınır?

Sivas’ta neler alınır?

20 Ağustos 2012
3.759 views
Gürün Gökpınar Dalışları

Gürün Gökpınar Dalışları

28 Temmuz 2011
223 views
Divriği’de gezilecek yerler

Divriği’de gezilecek yerler

22 Nisan 2011
3.423 views
İlkbahar’da Sivas Gezisi

İlkbahar’da Sivas Gezisi

04 Nisan 2012
159 views
Sivas 4 Eylul Oteli Fiyatları

Sivas 4 Eylul Oteli Fiyatları

16 Nisan 2012
49 views
Ankara Sivas Uçak Biletleri

Ankara Sivas Uçak Biletleri

13 Mart 2012
67 views
Yandex.Metrica