Sivaslı büyük halı sanatkarı Ahmet Fehmi | Sivas.im : Sivas Gezi Rehberi


Sivas Rose Garden Kır Düğün Salonu

Mis Döner neden kapandı?

Sivas Düğün Fotoğrafçısı açıldı

Sivas Termal Fiyatları

Sivaslı büyük halı sanatkarı Ahmet Fehmi

Gezi 14 Ekim 2012
76 views

Sivaslı büyük halı sanatkarı Ahmet Fehmi isimli makalede halıcılık ve Sivas‘ta bu işi yapan usta hakkında bilgileri bulabileceksiniz. Keyifle okuyacağınız bu yazı Altıncı Şehir dergisinden alınmıştır.

Yazımda yayınladığım dört adet fotoğrafı, Kongre Lisesi’nde 1979-1983 yıllarında birlikte çalıştığım kıymetli meslektaşım Edebiyat öğretmeni Ahmet Erturan’dan almıştım. Aradan 8 yıl geçtikten sonra, dedesi Ahmet Fehmi’nin kendi kaleminden çıkma otobiyografisini vermişti. Şu anda Murat Dershanesinin müdürlüğü görevinde bulunan Ahmet Erturan’a teşekkür ederim.

Ahmet Fehmi Beyin, Sivas‘ta çabuk unutulacak özellikte bir kimse olmadığına inanmaktayım. Özelikle, aruz vezniyle yazdığı 53 beyitlik şiiriyle, doğumundan itibaren hayatının büyük bir bölümünü çok iyi ifade etmiştir. Sivas halı ve kilimlerinin malzeme işçilik ve el sanatları bakımından inkâr edilemez bir gayreti olmasına rağmen halıcılığa gönül veren kimselerden biri olarak unutulmasının büyük haksızlık olduğu kanaatindeyim.

Ahmet Fehmi’nin iplik boyama çalışmaları
Resim1: Ahmet Fehmi’nin iplik boyama çalışmaları

Ahmet Fehmi, Sivas’ta Hicri 1299’da (1884) doğmuştur. “Nergizoğulları” namında bir aileye mensuptur. Sivas İbtidaî, Rüştiye’de ve Fransız mektebinde hususî tahsil yapmıştır. Daha sonraları da halıcılık sektöründe çalışmıştır. Ahmet Fehmi’nin 1912 de hayata atıldığı dönemde, Sivas’ta halı ve kilimin fazlasıyla dokunmakta olduğu ve Ahmet Fehmi gibi halı ustalarına fazlasıyla ihtiyaç duyulduğu kesindir. Mektep-i İdadî ve Sivas Öksüzler Yurdu öğrencileri, Ahmet Fehmi’nin oluşturduğu boya atölyesinde iplerin boyanmasındaki tecrübesinden ve halı motiflerinden oluşan tablolarından istifade etmişlerdir (Foto: 1, 2, 3). Hatta “Sanayii Bakanlığının Sergi Şubesi” için hazırladığı halı örneğinde kullanılacak iplerin miktarı, nasıl bir boya ile boyanacağını ve halının kaç ilmekten olacağını fotoğraf üzerine kendi yazısıyla yazmıştır. Ahmet Fehmi’nin bu çalışması bile başlı başına bir sanat eseridir

Resim2: Ahmet Fehmi Efendi’nin öğrencileri ile desen çalışması

Ahmet ERTURAN, dedesi Ahmet Fehmi hakkında şu bilgileri anlattı: “Şapka inkılâbının yapıldığı dönemde, kahvelerinde sohbet ederken; “Deveci ölür deve kalır, deve ölür deveci kalır.” demesi, şapka inkılâbına muhalif bir söz olarak kabul edilerek, şikâyet sonucu tutuklanır. Tutuklu olarak giderken dostlarından biri eline bir şapka sıkıştırır. Mahkemeden elinde şapka olmasından dolayı hüküm almaktan kurtarır. Bu olay dışında başkaca önemli bir neden var mıdır bilinmez ama Ahmet Fehmi Sivas‘ta bir daha görülmez. Bir müddet Ankara’da daha sonra Giresun’da kalır. Giresun’da “Ofisçi” soyadını alır. En son olarak Ankara Hacıbayram Camii merkez vaizliği ve Din İşleri Murakabe Heyeti’nde görev yapar. 1966 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Mezarı Ankara Gülveren mezarlığındadır.

Birinci Dünya Savaşının yarattığı sefalet ortamında, istilâya uğrayan yerlerdeki yetim ve yoksul çocukların himayeye muhtaç olmaları dar’üleytâmların kurulmasını sağlamıştır. Özellikle binlerce kız ve erkek öksüz çocukların sıcak bir mekânda barındırılması, okuma yazma öğrenmeleri ve kendilerine bir sanat ve meslek edinmeleri kaygısı nedeniyle dar’üleytamlar açılmıştır. Kabakyazısı’na giderken solda, sanat okulunun köşesindeki tek katlı bina daha önceleri halı atölyesi olarak kullanılmaktayken dar’üleytâm’a dönüştürülmüştür.1

2 Nisan 1916’da Devlet, dar’üleytâmların sevk ve idaresi için illerin özel idarelerinden ve belediye bütçelerinden para ayırmış ayrıca posta, telgraf, tütün ve içki vergileriyle daimî gelir kaynakları sağlamıştır. Mondros Mütarekesi sonrası bina sahipleri, devletin binalarına el koyması nedeniyle, öğrenciler boş olan binalara toplanmıştır. Hükümet, dar’üleytamların giderlerini karşılayamayınca tasfiye yoluna gidilmiştir. Bu gelişmelerden sonra dar’üleytamlar, Şehir Yâtı Mektebi adı ile tekrar eğitim hayatına devam etmiştir. İşte Ahmet Fehmi de böyle bir okulun halı öğretmenidir.2 Sivas’ta Şehir Yâtı Okulu, şimdiki Sağlık Müdürlüğünün ön tarafındaki tarihî binada eğitim hayatını devam ettirmiştir. Ahmet Fehmi, otobiyografisini 32cm x 23cm ebadında üç kâğıda yazmıştır. Belge üzerinde tarih olmadığından, ne zaman kaleme alındığı bilinmemektedir. Sayfaların sol alt köşelerinde çapraz iki bayrak arasında “Birinci Tür Osmanlı Kâğıdı” yazılı soğuk damga yer almaktadır.

SİVAS’TA HALICILIK
Ahmet Fehmi’nin halıcılık sektöründeki yerini ve çalışmalarının önemini ifade etmek için, Sivas’ta halı ve kilimcilik hakkında kısaca bilgi vermek gerekiyor. Halıcılık, Selçuklular dönemiyle birlikte devam etmektedir. II. Abdülhamid döneminde Konya’da açılan ilk halı sergisinde Sivas halıları birincilik almıştır.3 Bu sergi hakkında daha geniş bilgi almak mümkündür. Konya Valisi Ferit Paşa bilahare de II. Abdulhamid’in Sadrazamı Avlonyalı Ferid Paşa Türkiye’de Halıcılık sanayiine hız vermek ve halıcıları teşvik etmek için 5 Mayıs 1901 (21 Nisan 1917) de 5 hafta devam edecek olan bir “Halı ve Kilim Sergisi” açmışlardır. Ferid Paşa başkanlığında zamanın Maarif Müdürü Hulusi ve Ticaret Müdürü Cemal Beylerin içinde bulunduğu “Sergi Komisyonu” teşekkül ettirilmiştir. 18 maddelik bir de talimatname hazırlanmıştı.4 Bu komisyon birinciye 4000, ikinciye 3000, üçüncüye 2000 kuruş, küçük parça halı ve kilim için de birinciye 500, ikinciye 300, üçüncüye 200 kuruş verilecekti. Sergide satış da yapılacaktı. Sergiyi gezmek isteyenlerden kişi başına 40 kuruş ücret alınacaktı. Sergi duyurusu, Akşehir halı tezgahında “Sergi Gazetesi” başlığı altında, beyaz zemin üzerine siyah iplik ile gazete şeklinde dokunmuş ve bu çalışma Konya gazetesi aracılığıyla da duyurulmuştur. Gazete şeklinde dokunmuş halının nüshası 5 liraya satılmıştır.5

En son sistem olarak tarafımızdan yapılan bu halı Maarif Vekâleti sergi şubesine gönderilen sanayii şubesine gönderilen Müdüriyet-i Alî’yesine takdimdir.

Resim3: Sivas Şehriyâtı Mektebi Halı Boya Atölyesi Ustabaşı Kalemkârı (Sivas Şehriyat Mektebi Halı Boya Ustabaşı) Ahmet Fehmi tarafından tanzim kılınmıştır.

Sergiyi izlemek üzere İkdam Gazetesi muharriri Ekrem (Reşat) Bey Konya’ya gelmişti. Ekrem Bey gazetedeki yazısında; “… Sergi Komiseri Cemal Beyefendiden aldığım malûmat-ı ciddiye cümlesinden olmak üzere, Sivas halı tezgah sahiplerinin bir takım seyyar memurları var imiş ki, bunlar dereleri, tepeleri, şehirleri, kasabaları lâyenkatı (gelişigüzel) dolaşırlar, nerede numune ittihazına şayan (örnek olmaya değer) eski halı parçası bulunursa, ya onu iştira (satın alır) ve yahut resmini ahz (kopya) ederlermiş. Serginin Sivas mamûlâtı dairesinde görülen fevkalâdeliğin boşuna olmadığı bundan anlaşılıyor. Eşya teşhir eden Sivaslı birkaç tezgâhtarın, âsar-ı atikâdan mâ’dûd (antika) halıları, ellerinde kalem, kağıt muttasıl (sürekli) kopya ettiklerini hin-i ziyaretimde (ziyaretim sırasında) gördüm. Terakki işte böyle sây-ü gayretle olur…”6
II. Abdülhamid döneminde Sivas’ta halı yapanlar iki kısımdı. Bir kısmı halıcılığı sanat olarak kabul edip, yaptıkları halıları Sivas içinde ve dış pazarlarda satmaktaydılar. Diğerleri evlerde yaptıkları halıları kendileri kullanmaktaydı. Sivas’ta halı ve kilim dokuyanların yaklaşık 2000 tezgâhı bulunmaktaydı. Bu halı tezgâhlarında genellikle kadınlar çalışmaktaydı. Alyoti Alber’in halı fabrikasında yapılan halıların tamamı, İzmir limanı vasıtasıyla Amerika’ya ihraç edilmekteydi.

Resim4: Ahmet Fehmi’nin yapmış olduğu desenlerden biri.

Sivas’ta halı dışında kilim tezgâhları da bulunmaktaydı. Rişvân Kilimleri, çift olarak dokunan ki-limlerdi. Kürt kilimleri olarak bilinen bir başka kilim türü ise, odalarda süs ve perde olarak kullanmak için dokunurdu. Ebat olarak yaklaşık 6-7 metrekareydi. İplikli kilimler için veya tek olarak dokunan bu kilimler, odalara serilmek amacıyla dokunurdu. Muşabbaklı kilimi çift veya tek kanatlı olup, genellikle Kangal, Zara, Yıldızeli, Şarkışla gibi kazalarda dokunmaktaydı. Kilimler çok büyük olduğu gibi, değişik nakış, süslemeler ve oyuntular çevresinde çok güzel bir görünüm oraya koymaktaydı.7

MAKAM-I MÜDİRİYETTE MANZUM ASARIMIZIN İŞİTİLMESİ
İRTİCALEN YAZILAN TERCÜME-İ HÂL VARAKASI SURETİ

ÂLÎ BİR HUZURA;

1
Şuûnâtım tamam yazmakta bir emre itâatdir.
Okunsun anlaşılsın ki, benim hâlim ne hâldir

2
Bu fâni âleme bilmem nasıl geldim bidayette
Sene doksan dokuzda doğduğum doğru rivâyetdir.

3
Asl ismim benim “Ahmed” izafet nâmım Fehmi
Sivas’ta Nergizoğlu şöhretim mânâ terâvetdir.

4
Yedi yaşımda tahsile sataştım iptidâi de,
Okudum Mushâf-ı hüsnü bu bir nûr-u hidâyetdir.

5
Alınca dürr-i yektadan hakikat dürr-i yektayı,
Teferrüs eyledim el-hâk bu da başka kanâ’atdır.

6
Sene bin üç yüz doksan birde bitirdim ibtidâ’yi,
Sebâvet de şiir yazmak bana bilmem ne hâletdir.

7
Heveslendim biraz da asker olmak doğdu gönlümde,
Sivas Rüştiyesine kayıt oldum akd-ı hacettir.

8
Burada başladım saye, görünce manük-ı nahvi,
Anı öğrenmemek insan için elbet kabahâtdır.

9
Mani hem bedîiyyât okudum hayli bir ebyât,
Tevsi eyledi fikrim bu da aynı felâhetdir.

10
Çalıştım bir zamanlar ders-i teşrihi ilm-i eflâke,
Düzüldü necm-i istikbâli emel sanki sahâvetdir.

11
Arabi’ye, Farsî’ye de almak içün ben temam mumeru,
Özendim ders-i alette özenmek de elde âletdir.

12
Fransızca majüskül, hem miniskülden yazı yazdım,
Teceddüt ilmine baktım ki bir güne rekâbetdir.

13
Bin üç yüz on beşin nisanına ikmâl edüp tahsil,
Şahadetname aldım askeriyyeden çok saâdetdir.

14
Topograf hem fotoğrafta çalıştığım zamanlar var,
Fünûn-ı ilm âletten de aldığım icâzetdir.

15
Fransızca mektebinde eyledim tahsil hususiyle,
Giderdim ol vakit ben gizli güya bir şeâmetdir.

16
Bana derlerdi birçoklar nidersin ilm-i cizviyeti,
Sana bir kulp takarlar ha zaman şimdi nezâketdir.

17
Hesap ve hendese, lektör, gramer verdi bir izzet,
Neler yaptık, resim dersinde bilsen garâbetdir.

18
Geçinmeklik belâsı başladı dersi unutturdu,
Vazife başına koşmak lüzumu bizde adetdir.

19
Verince imtihanı heyete hâlim beğenmişler,
Dediler “uluc” vazifen şimdilik bundan ibâretdir.

20
Mesaha fenninin memuru oldum yirmi altıda,
Maaşım dört yüz idi ilk vazifem bir kanaâtdır.

21
Biraz da beş yüz ile hem mukayyet olduğum var ki,
Sene yirmi yedide eylemek terfi mahâretdir.

22
Biraz sonra kazandım baş muharrirlik bu heyetten,
Sekiz yüzden maaş verüb dediler, çok isâbetdir.

23
Sadâkatle çalıştan mülkime hayli emek verdim,
Vatan uğrunda ölmeklik bana özge şetâretdir.

24
Tamâm oldu vazife bitti tahrir-i arazi hep,
Açıkta kaldığım günler hep bana güya felâketdir.

25
Sigadım kolları sanatta eyledim hayli istibsâr,
Cihanda ilme hidmet sanata gayret asâletdir.

26
Hususiyle halı fabrikasında iş bulup gittim,
Sene yirmi sekizde yaptığım tablolar afetdir

27
Bu tablodan numune yaptığım mevcut vekâlette,
Ne hacet başka teşvik işte asarım delâletdir.

28
Evet bu şube çok virdi edüp sanatlarım takdir,
Kazanmak hem kazandırmak bu da râh-ı ticaretdir.

29
Çalıştım hayli aşk ila alınca lezzet -i sanat,
Hayatta sanatı bilmekte ayrı bir dirâyetdir.

30
Felek çok gördü bu zevki atup bir senk-i nâ-bina,
Şikest itti züccâc-i fikrimi bak ne cehâletdir.

31
Seferberlik zuhuruyla bu mülkü sanatı yıktı,
Çeken bilir o afet şerrini eyvah ne afetdir.

32
Ben asker olduğum eyyamı da zevk eyledim çarha,
Gam-ı âlâm dehrî zevk edinmek bir cesaretdir.

33
Nihayet parladı Türk’ün o şanlı satveti el-hâk,
Açıldı bâb-ı istikbâli bu da mahsus celâletdir.

34
Verince emn-i istiklâl bize o şanlı rehberler,
Bu gün ehli sanayii saye-i millet de rahatdır.

35
Vatan eytâmını aldı hemân âğûşuna millet,
Açıldı mektep-i sanat bu da aynı isâbetdir.

36
Sene kır birde kırk lira verüb ücrete beni tuttu,
Bu öksüz yurdunun ustazı oldum bak ne hâletdir.

37
Çalıştım sanatımdan nice asara muvaffaktım,
Muvaffak olmağa baş rehberimde istikâmetdir.

38
Boyardım hayli elvanı yaparken antika halı,
Görenler bildi bu hali bu dediler çok mahâretdir.

39
Yazub boya küpüne astığım kıta lâtif kaçtı,
Okuyan etdi istinsah bu da ayrı halavetdir.

Boya küpüne astığım kıta;

40
Ey dil haddini bil el ayağın denge,
Boyarım yoksa seni renkten renge.

41
Maarif bütçesi tensik edilmişti bu esnada,
Kapandı hep atölyeler bu da câyı şikâyetdir.

42
Yakışmadı sanayii ehlini tâ’zib bu memleketten,
Beni de muallim ettiler mahz kerâmetdir.

43
Dokuz yüz yirmi altı eylülüdür mebde-i tarih,
Muallim olduğum bu mektebe kaydım selâmetdir.

44
Verildi ücretim altmış lira bâb-ı vekâletden,
Teşekkür itsem bî-şüphe bir küfre delâletdir.

45
Dua edüp çalışmak çok gerektir uğr-ı millet de,
Vazifem hem vatan evladına hidmet-i nezâretdir.

46
Bütün evlatlarım bana dirler “babamızsın”,
Hakikat bunlara hidmetle başka rahattır.

47
Üçüncü hem de dördüncü, beşinci sınıfa dersim var,
Şahsi yatıda ki tedrise gayret yüce itâatdır.

48
Yetişmez mi bu rütbe mâlikim bir hayli evlâda,
Bu gün ki vazifem en mukaddes bir şerâfetdir.

49
Hayatta yazdığım asâr-ı işârın sabisi çok,
Fakat kim anlar asarım parasız şeâmetdir.

50
Acep kafi gelir mi bu yazdığım muhtasar halim”,
Musaddıktır elimde mazbatam mazbut vesâletdir.

52
Maarif ordusunun başkomutanı lider takdir,
Ne hacet arzuhal ehl-i kemâle bu işaretdir.

53
Büyükler hep kerimdirler tir-i gâm çekmesin Fehmi,
Mâiyetperver olmaklık büyüklerde necâbetdir.

21 Eylül 1927 – Sivas Şehriyâti Mekteb-i Nazari Sanat Mektebi Muallimi

SÖZLÜK
Ağuş: Kucak
Akd: Bağlama, kurma düzenleme
Akd-ı Hacet: Bağlanma, düğümlenme, sözleşme, kararlaştırma
Âlem: Dünya, cihan
Alet: Vasıta
Arzuhal: Hâl, istida
Asalet: Soy sop temizliği
Asar: Vazifeler görevler, fakirlik
Bâb-ı Vekâlet: Vekâlet kapısı
Bedii: Güzellik, güzel
Bidayet: Başlama, başlangıç
Bidayet: Başlangıçta, başta
Câyi: Aç acıkmış, aç olan
Celâlet: Büyüklük, ululuk
Çarha: Ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı talim
Dehrî: Dünyanın sonsuzluğuna inanıp, öteki dünyayı in-kâr eden
Delâlet: Yol gösterme, kılavuzluk, alâmet olma
Dirayet: Zekâ bilgi, kavrayış
Dürr: İnci
Dür-ü Yekta: İri taneli inci
Ebyât: İki mısradan meydana gelen manzum sözler
Eflâk: Semalar felekler, gökler
El-hakk: Hakikaten, doğrusu
Eytam: Anası babası ölmüş
Felâhat: Ekincilik, çiftçilik
Felâhet: Çiftçilik
Fünûn: Fen
Garabet: Gariplik, tuhaflık
Hacet: İhtiyaç, lüzum gereklilik, muhtaçlık
Halâvet: Tatlılık serinlik, zevk
Halet: Samimi dostluk
Hüsn: Güzel iyi
Hidâyet: Hak yoluna doğru yola kılavuzluma
İbaret: … dan meydana gelmiş
İcazet: İzin, ruhsat, diploma
İptida: Başlama, başlangıç
İsabet: Rast gelme, doğrudan gidip gelme
İstibsâr: Basiretli olma, hesaplı hareket etme
İstikamet: Doğruluk, doğru hareket etme
İstinsah: Nasihat, işitme, öğüt alma
İtaat: Alınan emre göre davranma
İzafetnâme: Cins ve nevi gösteren belge
Keramet: Bağış, ikram, ağırlanma
Lâtif: Yumuşak, hoş, güzel, nazik
Ma’nâ: İsim
Maharet: Ustalık, becerilik
Mahz: Su katılmamış
Maiyyetperver: Arkadaş canlısı
Mâlik: Bir şeyi olan
Mâni: Alıkoyan engel olan
Mantıkî: Mantık kaidelerine uygun
Mazbata: Kararname, tutanak
Mazbut: Ele geçirilmiş, kayıt edilmiş
Mebde-i Tarih: Başlangıç tarihi
Merim: Cömert, ulu, büyük
Mesâhe: Ölçme”yer”.
Metanet: Metinlik, sağlamlık, sağlam kuvvetli olma
Muhtasar: Kısaltılmış
Mukayyet: Kayıt olunmuş, deftere yazılmış
Musaddık: Tasdik eden, geçerliğini yazı ile bildiren
Mushaf: Kitap
Muvaffak: Başaran, beceren
Necâbet: Soyluluk, soy temizliği
Necm: Yıldız
Nezâket: Naziklik, zariflik
Nezâret: Tazelik, parlaklık
Râh: Tutulan yol
Saadet: Mutluluk
Satvet: Birinin üstüne şiddetle sıçrama, ezici kuvvet.
Saye: Koruma, sahip çıkma
Sebâvet: Çocukluk, sübyanlik hali
Sehâvet: Cömertlik, el açıklığı
Selâmet: Eminlik korkusu ve endişeden uzak olma
Senk: Taş
Şahadetname: Diploma
Şeamet: Uğursuzluk
Şerâtet: Şerefli olma, şereflilik
Şetaret: Neşe, şenlik, sevinç
Şikest: Kırılmış, kırık yenilme
Şuûnât; Hadiseler olaylar
Ta’zîb: Eziyet etme, boşuna yorma
Tağribi: Memleketten çıkarma
Taravet: Tazelik
Taravet: Taze olma, tazelik
Teceddüd: Tazelenme, yenilenme
Tedris: Ders verme, verilme, okutma
Teferrüş: Sezme, anlar gibi olma
Tefriş: Yayma
Tensik: Tanzim etme
Tensik: Düzene, yoluna koyma
Terfi: Yükseltilme, yukarı kaldırma, kaldırılma
Teşrih: Açma, yayma, etrafıyla şerh etme
Tevsî: Genişletme, genişletilme
Vesâlet: Güzellik, güzel olma
Zuhur: Görünme, meydana çıkma
Züccâc: Cam, şişe

NOTLAR
1 Binanın gerçek yerini H. 1336 doğumlu Galip Talu’dan öğrendim. Sivas’ta Özel İdare’ye ait tek halı tezgâhların orada bulunduğunu anlattı. Özel teşebbüse ait halı fabrikasının da Kepenek Caddesi üzerinde şimdiki Foto Nuri’nin dükkânının biraz ilerisinde üç katlı bina olduğunu ve kendisinin Ümit Mektebi binası yıkılmadan önce 1923-1924 eğitim yılarında bu mektepte okuduğunu anlattı.
2 Koçer Hasan Ali Türkiye’de Modem Eğitim doğuşu ve Gelişimi (1773-1923) s. 192
3 Sivas Salnamesi. H. 1321 s. 179-184
4 1317 Tarihli Konya Vilâyet Salnamesi
5 3 Mayıs 1317 Tarih ve 2479 sayılı ikdam Gazetesi.
6 Mehmet Önder; Anadolu’da Acılan Bk Hah ve Kilim Sergisi, Türk Yurdu Ocak 1956, sayı 252, s. 540.
7 Sivas Salnamesi. H. 1321 s.180

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İlginizi Çekebilir
Sızır Şelalesi nerede, Nasıl gidilir?

Sızır Şelalesi nerede, Nasıl gidilir?

29 Haziran 2016
6.269 views
Sivas Sıcak Çermik Kaplıcaları

Sivas Sıcak Çermik Kaplıcaları

07 Haziran 2016
8.476 views
Gürün Gökpınar Gölü

Gürün Gökpınar Gölü

04 Mayıs 2016
1.805 views
Sivas Termal ve Yaşam Merkezi

Sivas Termal ve Yaşam Merkezi

20 Nisan 2016
3.930 views
Sivas’ta gezip görülecek 15 yer

Sivas’ta gezip görülecek 15 yer

28 Kasım 2015
15.560 views
Sivas otelleri; Sivasotel.com’da.

Sivas otelleri; Sivasotel.com’da.

15 Kasım 2015
669 views
Bunlar da var!
Kasım ayında Sıcak Çermik

Kasım ayında Sıcak Çermik

26 Kasım 2011
238 views
Sivas Köroğlu mağaraları

Sivas Köroğlu mağaraları

22 Mayıs 2011
222 views
Sivas Ulusoy

Sivas Ulusoy

17 Ocak 2013
110 views
Gazibey Barajı

Gazibey Barajı

26 Kasım 2011
247 views
Zoğallı Köyü – Zara

Zoğallı Köyü – Zara

04 Aralık 2011
318 views
Sivas’a ucuz uçak biletleri

Sivas’a ucuz uçak biletleri

20 Ocak 2011
154 views
Çat Yaylası’nda kış yürüyüşü

Çat Yaylası’nda kış yürüyüşü

21 Kasım 2011
73 views
Gürün Gökpınar Gölü kış gezisi

Gürün Gökpınar Gölü kış gezisi

02 Şubat 2012
120 views
Yandex.Metrica